Bugün saat 13.30 sıralarında, evde camdan dışarı bakarken bir gencin yolun ortasında önce sendelediğini, ardından yere düştüğünü gördüm. “İyi misin?” diye seslendim. ” Bilmiyorum ” dedi “Geleyim mi yanına?” dedim. “Gel abi…” dedi. O iki kelimede öyle bir çaresizlik vardı ki, düşünmeden buzluktan buz kabını alıp aşağı indim. Genci gölgeye aldım. Sağ bacağının üzerine basmakta zorlanıyordu. Durumunun iyi olmadığını anlayınca hemen ambulansı aradım. Ambulans gelene kadar da onunla konuşmaya çalıştım; bayılmasın, korkmasın, kendini yalnız hissetmesin diye… “Anneni, babanı arayalım; haber verelim” dedim. Önce teyzesini aradı, telefon açılmadı. Sonra anneannesini aradı, telefonu teyzesi açtı. Genç, titreyen sesiyle, “Teyze düştüm, yürüyemiyorum. Beni almaya gelir misiniz?” dedi. Karşıdan gelen cevap ise insanın içini acıtan cinstendi.“Sen kenarda otur, dinlen. Ben nasıl geleyim şimdi?” “Anneannem gelsin.” “İşi var, gelemez.” “Biraz dinlen, sonra gelirsin…” İnanın, o an duyduklarıma sessiz kalamadım. Telefonu alıp, “Size ihtiyacı var, ne demek otur dinlen? Gelsenize çocuğun yanına” dedim. Karşı tarafın cevabı ise hâlâ aynı soğukluktaydı: “Nasıl geleyim, bana niye bağırıyorsunuz? Taksi çağır bin gel. Köprünün ayağındayız,” deyip telefonu kapattım. Ambulans kısa sürede geldi. Görevliler kimliğini sorduğunda yanında olmadığını söyledi. Ambulans gelene kadar yaptığımız konuşmalardan bu gencin özel birey olduğunu anladığım için Sağlık ekiplerini özellikle uyardım. Ambulansı gölgeye çektiler, içeride ilk müdahalesini yaptılar. Sonra asıl acı gerçeği öğrendim. Bu genç hem kalp hastası hem Epilepsi hastası ve tedavi görüyordu. Aynı zamanda özel bireydi. Dışarıdan bakıldığında kalıplı, 18 yaşında, cıva gibi bir delikanlı… Ama her insanın görünmeyen bir hikâyesi, bilinmeyen bir hassasiyeti vardır. Korku onun kalbine vurabilir. Panik bir epilepsi krizini tetikleyebilir. En ufak olayda dünyası altüst olabilir. Ambulans geldikten sonra içeride kontroller yapılırken anneannesinin koşarak, panikle gelmesi de gösterdi ki aslında mesele “gelememek” değildi. Mesele, o ilk anda “Neredesin, sakin ol korkulacak bir şey yok sıcaktan olmuştur hemen geliyorum merak etme ” diyebilmekti. Özel birey olmak kimsenin suçu değildir. Benim de % 96 bedensel engelli bir kardeşim var. Bazen kimsenin telefonlarını açmazken o aradığında 2. defa çalmadan telefonu açarım duymazsam gördüğüm an geri dönüş yaparım. Çünkü o an beni aradıysa bir şey vardır durduk yere aramaz beni diye düşünürüm. Kalp hastası olmak da, epilepsiyle yaşamak da bir tercih değildir. Fakat onların en zor anında yanında olmak, sesini duyduğunda ciddiye almak, “kenarda otur dinlen” demek yerine “merak etme, geliyorum” diyebilmek bizim insanlık görevimizdir. Bugün o genç yalnızca yola düşmedi. Bir anlığına, en çok güvenmesi gereken insanların ilgisizliğiyle de yüzleşti. Böyle sorumsuzluk olmaz. Bir gün hepimiz yardıma muhtaç kalabiliriz. O gün yanımızdaki kişinin bize uzatacağı elin, bugün bizim uzatmadığımız el olmaması dileğiyle…

