Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

MAALESEF ARTIK KATİL DEĞİL, KATİLİN FOTOĞRAFINI YAYIMLAYAN SUÇLU HÂLE GELDİ!

Herkes konuşuyor, herkes bende bir suç arıyor. Ancak yaşadıklarımı, üzerimde

Herkes konuşuyor, herkes bende bir suç arıyor. Ancak yaşadıklarımı, üzerimde kurulan baskıyı ve yıldırma politikasını kimse bilmiyor.

Sayın Rektör, yaptığım yayınlardan rahatsız olduğunuz için benden şikâyetçi oldunuz. Peki, Sayın Bakanımız Akın Gürlek ile verdiğiniz fotoğrafın ve gerçekleştirdiğiniz ziyaretin bu süreçle bir ilgisi var mı?

Ben, sizin hakkınızda daha önce başka kanallarda yayımlanan haberleri gündeme getirdiğim ve o kanallarla aranızda ne yaşandığını sorguladığım için mi kolluk kuvvetleri aracılığıyla iş yerimden alınarak ifadeye götürüldüm? Ofisime ve evime polis gönderilmesinin gerekçesi gerçekten yalnızca yaptığım gazetecilik faaliyeti miydi?

Şimdi ben kötü oldum, o haberleri ilk yayımlayanlar iyi mi oldu?

Vay be…

Ancak herkes şunu bilsin: Bu dünyada olmasa bile ahirette ilahi adalet vardır.

Bugün bana haberleri kaldırtınız. Peki, aynı haberleri daha önce yayımlayan Çetinkaya ve Başkaya’ya neden kaldırtamadınız? Gücünüz yalnızca bana mı yetiyor? Sahipsiz olduğumu, arkamda kimsenin bulunmadığını düşündüğünüz için mi bütün bunlar yalnızca bana reva görülüyor?

Beni satın alamadığınız için mi benim üzerimden başkalarına gözdağı veriliyor?

Karabük hakkında “açık hava genelevi” ifadesini kullanan Mehmet Çetinkaya hakkında nasıl bir işlem yapıldı mesela? Kamuoyuna açıklanmış bir işlem var mı?

Ergün Başkaya, Rektör hakkında “eşcinsel” ifadesinin geçtiği bir haber yayımladı ve daha sonra bu haberi kaldırdı. Rektör ile Mehmet Çetinkaya arasındaki atışmaları gündeme getirdi, “Kim diz çökecek?” diye sordu. Bütün bunlarla ilgili nasıl bir işlem yapıldı?

Ben ise daha önce size bu sözleri söyleyen ve hakkınızda ağır yayınlar yapan isimleri sorguladım. Ardından Mehmet Çetinkaya’nın kanalına çıkarak açıklamalarda bulunan Sayın Rektöre hitaben, “Size bunları söylediler, hakkınızda bu yayınları yaptılar; buna rağmen bu kanala nasıl çıkıyorsunuz?” diye sordum.

BRTV ile üniversite arasında nasıl bir ilişki kurulacağını ve bu kanala kaç öğrencinin geleceğini sorduğum için mi suçlu oldum?

Benim yaptığım tam olarak buydu: Daha önce yayımlanan haberleri ve söylenen sözleri hatırlatarak, yaşanan bu ani değişimin sebebini sorguladım.

Bana yapılan haksızlık değil mi? Ben, başka yayın organlarında çıkan haberleri ve sonrasında yaşanan gelişmeleri sorguladığım için ifadeye götürüldüm. Kırık olduğunu söylediğim telefonum önce alındı, ifade öncesinde çalışmadığı görülünce geri verildi.

Bu neyin hırsı, neyin mesajı?

Ben Rektör hakkında yeni bir iddia ortaya atmadım. Daha önce yapılan haberleri ve sonrasında yaşananları sorguladım. Ancak haberleri ilk yapanlara değil, bu süreci sorgulayan bana işlem yapıldı. En zayıf halka olarak ben mi görüldüm?

Ne yazık ki içinde bulunduğumuz durum bu kadar acıdır. Üstelik çıkıp bunları açıkça konuşmaya da kimsenin cesareti yetmedi.

Büyüğüm İlhan Alpboğa, yayınında benimle ilgili konuşmuş; bana “sosyal medyacı” demiş ve haberlerde suç unsuru görmediğini söylemiş. İsmail Akça büyüğüm ise “Ona gelene kadar adam mı yok? Neden o yazıyor da ben yazmıyorum?” demiş.

Yazın… Sizi tutan mı var?

Bu memlekette aktif olarak çalışan yalnızca BRTV mi var? Gelin bir kamuoyu araştırması yapalım. Sosyal medya üzerinden yayımlanan haberler mi daha fazla okunuyor, yoksa BRTV’nin akşam yayınları mı daha fazla izleniyor?

Artık insanlar haberleri ellerindeki telefondan, iş yerlerindeki bilgisayardan veya tabletlerinden takip ediyor. Çağ değişti, habercilik değişti, insanların haber alma alışkanlıkları değişti.

Ne yazık ki BRTV’yi bugün ağırlıklı olarak köydeki Ahmet amcam ve köylerde kalan üç beş kişi izliyor. Biz çağın değişimine ayak uydurduk diye “sosyal medyacı” olduk.

Olsun, sosyal medyacı olalım!

En azından “İmtihanımız budur” diyerek tevekkül ediyoruz. Villada oturup Mercedes’e binerek ona buna ağız dolusu hakaret etmiyoruz. İnsanlara küfür etmiyoruz. Olan neyse onu yazıyor, kamuoyunun merak ettiği soruları soruyoruz.

Kaldırımda kalp krizi geçiren vatandaşın yaşadıklarını Karabük’ün ve Türkiye’nin gündemine ben taşıdım. Görüntüleri kamuoyuna ben ulaştırdım. Yenice’de öldürülen Tutku Burcu Köseoğlu’nun geçmişini ve yaşadıklarını araştırarak gündeme ben getirdim.

Sayın İlhan ağabey ve İsmail ağabey, siz de bu haberlerin üzerinden yorum yaptınız. Demek ki ben doğru ve önemli haberler yapıyorum ki siz de bunları konuşup araştırma gereği duydunuz.

Evet, doğruları söylüyorum. Dik başlıyım. Çünkü “Doğru tektir” sözünü her zaman savundum. Yalaka olmadım, yalakalık yapmadım. Linç edildim, görmezden geldim. Sustum. Ezilmeye çalışıldım ama yine geri adım atmadım.

Maddi ve manevi her türlü baskıya rağmen ayakta durmaya çalışıyorum.

Eğer gazetecilik yalnızca çiçek ve böcek paylaşmaksa ben bunu yapamam. Haber yapma özgürlüğümüz elimizden alınırken siz hâlâ “Ayranım dökülmesin” derdindeyseniz söyleyecek sözüm yok.

Ben bu işe dün başlamadım, bunu hepiniz çok iyi biliyorsunuz. BRTV’nin muhabirliğini de yaptım, Batı TV’nin kameramanlığını da… Anadolu Ajansının muhabiri de oldum. Yıllardır bu sektörün içindeyim. Benim tek işim gazetecilik.

Ancak siz ne yazık ki biat etmeyeni, yalakalık yapmayanı ve doğruları açıkça söyleyeni kabullenemiyorsunuz.

Cebimde param olmayabilir ama azmim ve kararlılığım var. Bu dünyanın benim için bir imtihan ve sürgün yeri olduğunun da farkındayım. İnşallah er ya da geç bütün bu haksızlıkların hesabını Allah soracaktır.

Söylenecek daha çok söz var. Ancak insan ağzını açtığında polislerin evine veya iş yerine geleceğinden, gözaltına alınacağından, savcının ya da mahkemenin karşısına çıkarılacağından endişe ediyorsa ortada çok ciddi bir sorun vardır.

Kimseye bir şey olmuyor, olan yine bana oluyor.

Bize gözdağı verenlerin, üzerimize gelenlerin maaşları her ay hesaplarına yatıyor. Karınları tok, sırtları pek. Bulundukları makamları korumak ve daha yukarılara çıkmak uğruna, yola çıktıklarını yolda bulduklarıyla değiştirmeye alışmış olabilirler.

Ama daha önce de söyledim, yine söylüyorum:

Bu haksızlıkların hesabı mutlaka sorulacak.

Bu dünyada sorulmasa bile Allah’ın adaletinde sorulacağına bütün kalbimle inanıyorum.